Günce · Felsefe & Yaşam

Ruhun Hekimleri: Nietzsche

Ruhun Hekimleri: Nietzsche kapak görseli; Felsefi bir hekim beklerken

Bu dizide felsefeyi bir iyileştirme sanatı olarak düşünenlerin izini sürdük. Demokritos bilgeliğin ruhu tutkulardan kurtardığını söyledi. Stoacılar tutkuları ruhun hastalıkları saydı. Montaigne, Descartes, Spinoza ve Kant bu mirası Yeniçağ'a taşıdı.

19. yüzyılın sonunda Friedrich Nietzsche (1844-1900) aynı soruyu çok daha sert sorar. Ona göre yalnızca ruh hastalanmaz; felsefe de hastalanabilir. Öyleyse ruhun hekimini kim iyileştirecek?

Bu yazıda Nietzsche'yi, Ioanna Kuçuradi'nin Nietzsche ve İnsan ve Schopenhauer ve İnsan kitaplarının ışığında okuyoruz.

Hasta ve hekim

Nietzsche bu soruyu önce kendi bedeninde yaşadı. Gençliğinden başlayarak ağır baş ağrıları, göz ve mide rahatsızlıklarıyla boğuştu. 1879'da sağlığı yüzünden Basel'deki kürsüsünü bıraktı. Sonraki on yılını, kendine uygun bir iklim ve yaşam arayarak, yer değiştirerek geçirdi.

Son kitaplarından Ecce Homo'da bu yılları anlatırken kendini hem hasta hem hekim olarak görür: Kendini eline almış, kendini yeniden sağlığına kavuşturmuştur. Nietzsche için felsefe, bu kendini iyileştirme çabasından ayrı düşünülemez.

Felsefi bir hekim

Şen Bilim'e 1887'de yazdığı önsözde Nietzsche, felsefe tarihine şaşırtıcı bir tanı koyar. Ona göre şimdiye kadarki felsefe çoğu zaman bedenin bir yorumu, hatta bedenin yanlış anlaşılması olmuştur. Büyük sistemlerin arkasında çoğu zaman yorgun, yaşamdan kaçmak isteyen bir beden yatar.

Nietzsche bu yüzden “felsefi bir hekim” bekler: bir halkın, bir çağın, insanlığın sağlığıyla uğraşacak, felsefede asıl söz konusu olanın doğruluktan çok sağlık, büyüme ve yaşam olduğunu söylemeye cesaret edecek bir hekim.

Kuçuradi, Nietzsche'yi okumanın ilk koşulunu da burada görür: Nietzsche'nin cümlelerini bütünden koparmamak. Onun çabası, insanın her şeyini, bilgisini, sanatını, ahlakını, eğitimini sorunlaştırmaktır. Hekim olmak isteyen biri önce bakmayı öğrenmelidir.

Hastalıktan geçen yol

Kuçuradi, Nietzsche'de iyileşmenin nasıl bir yol olduğunu adım adım anlatır. Bu yol, insanın içinde yaşadığı ahlaktan, hazır değer yargılarından kopmasıyla başlar. Kopuş bir boşluk doğurur. Kimileri bu boşlukta kalır, her şeyi yıkar ama hiçbir şey kuramaz. Pek azı için ise bu dönem bir iyileşme dönemine döner.

Bu dönem kolay değildir: yoksunluk, zayıflık, yalnızlık, bitkinlik yıllarıdır. Ama Kuçuradi'nin aktardığı gibi, buna sabırla, sertlikle, umuda da yaslanmadan dayanabilen kişi, sağlığa götüren yola girmiştir. Hastalığı henüz geçmemiştir. Ama onu bir sağlık örtüsüyle örtme cesaretini gösterir.

Bu yolun sonunda insan, Kuçuradi'nin deyişiyle, kendi yolunu bulur. Hiç kimsenin yerine yürüyemeyeceği, tek başına yürüdüğü bir yol. Nietzsche bunu şöyle anlatır: Biz soğuk birer düşünme makinesi değiliz; düşüncelerimizi çektiğimiz acıdan doğurmamız, içimizdeki bütün kanı, ateşi, tutkuyu onlara vermemiz gerekir.

Büyük sağlık

Nietzsche'nin bu yolun sonuna koyduğu ad “büyük sağlık”tır. Kuçuradi, iyileşme dönemini, kişinin büyük sağlığa varıncaya ve kendi gözlerini eğitinceye kadar değerlendirme yapmaktan sakındığı, “kendini kendi avucu içine alma alıştırmaları” yaptığı bir dönem olarak tanımlar.

Büyük sağlık, hiç hastalanmamak değildir. Kuçuradi, Nietzsche'nin Şen Bilim'deki sözüne dayanarak bunu “sürekli olarak kavuşulan ve kavuşulması gereken bir sağlık” diye anlatır. Bir kez elde edilip saklanan bir durum değil, her seferinde yeniden kazanılan bir güçtür.

Nietzsche bu yüzden acıya Eskiçağ hekimlerinden farklı bakar. Epikuros acısızlığı, Stoacılar sarsılmazlığı arıyordu. Nietzsche ise acının insanı “daha iyi” yaptığından kuşkuludur ama onu derinleştirdiğini bilir. Putların Alacakaranlığı'ndaki ünlü sözü de bunu anlatır: Beni öldürmeyen şey beni güçlendirir.

Hasta doktor

Nietzsche'nin ruh hekimliğine yönelttiği en sert eleştiri Ahlakın Soykütüğü'ndedir. Burada acı çekenlerin önderi olarak ortaya çıkan bir tipi inceler. Nietzsche bu tipe çileci rahip der; Kuçuradi ise onun ne olduğunu tek bir sözle özetler: hasta doktor.

Kuçuradi'nin anlatımıyla, bu tipin başındaki kişi “kendisi hasta olan bir doktordur; çünkü hasta olan sürüsünü anlıyabilmesi için, onun da hasta olması gerekir.” Bu doktor hastalarını iyileştirmez. Onların biriken öfkesini, kırgınlığını dışarıdan içeriye, kendilerine çevirir. Acı katlanılır olur, ama insan suçluluk duygusuyla daha da küçülür.

Bu, ruh hekimliği geleneğine yöneltilmiş önemli bir uyarıdır. Her iyileştirme vaadi gerçekten iyileştirmez. Kimi yardım, acıyı dindirirken insanı kendine yabancılaştırır, daha bağımlı ve daha suçlu kılar.

Schopenhauer'den ayrılış

Nietzsche'nin bu sorulara yanıtı, gençliğinde hayran olduğu Schopenhauer'den ayrılarak biçimlenir.

Kuçuradi'nin Schopenhauer ve İnsan'da gösterdiği gibi, Schopenhauer için yaşam bitmeyen bir istemedir ve her isteme bir eksiklikten doğar. Bu yüzden onun vardığı sonuç ağırdır: Acı çekme çatışmayla aynı şeyse, sonsuz bir çatışma olan hayatın yapısı da acıdır. Schopenhauer'in örnek insanı, bu yüzden istemesini susturan, dünyadan çekilen insandır.

Kuçuradi farkı tek bir karşıtlıkla anlatır: Schopenhauer'in örnek insanı “dünyayı yenen” insandır; Nietzsche'ninki ise “kendi kendini yenileyen” insan. Biri hayata hayır der ve sahneden çekilir. Öbürü hayatla boy ölçüşür, yapar, yaratır, başkalarına yol açar.

Nietzsche, Schopenhauer üzerine yazdığı denemenin başında bir yolcudan söz eder. Çok ülke görmüş bu yolcuya insanların her yerde ortak özelliği sorulur. Yanıtı şudur: İnsanlar tembelliğe yatkındır. Nietzsche ekler: Daha doğrusu, insanların hepsi korkaktır; geleneklerin ve sanıların arkasına saklanırlar. Kuçuradi bunu, kendi gözleriyle bakmaktan kaçan, rahat olsun diye hazır değerlere boyun eğen insanın betimlemesi olarak okur. Kant'ın “tembellik ve korkaklık” tanısının yüz yıl sonraki yankısıdır bu.

Amor fati: yaşama evet demek

Nietzsche'nin önerdiği tavrın adı amor fati'dir: yazgıyı sevmek. Kuçuradi bunu, insanın kendi yaşamını “eğer”siz kabul etmesi, olduğu gibi bir daha ve bir daha yaşamaya hazır olması diye anlatır.

Bu kabul pasif bir boyun eğiş değildir. Kuçuradi'nin deyişiyle, hayata evet demek, olduğu gibi hayatı savunmak, acıya da evet demektir. İçinde çok sayıda “hayır” taşıyan, ama sonunda “evet”in ağır bastığı bir evet.

Stoacı bilge yazgıya sarsılmadan boyun eğer. Nietzsche ise yaşamı acısıyla birlikte bütünüyle sahiplenmeyi ister.

Bugün için

Nietzsche, insanla çalışan herkese hem esin verir hem de bir uyarı bırakır.

Esin verir, çünkü acıyı yaşamın düşmanı değil, insanı derinleştirebilecek bir deneyim olarak görür. Bugün travma sonrası büyüme üzerine yapılan araştırmalar da benzer bir şeyi gözlemler: Büyük kayıplar, kimi insanlarda yaşama daha derin bir bağlılık, yeni bir anlam doğurabilir.

Uyarır, çünkü “hasta doktor” figürü her yardım ilişkisi için bir aynadır. Danışanı yatıştıran ama küçülten, bağımlı kılan bir yardım, Nietzsche'nin gözünde hekimlik değildir. Gerçek yardım, insanın kendi gözüyle bakmasına, kendi yolunu bulmasına eşlik etmektir.

Putların Alacakaranlığı'ndaki bir söz, 20. yüzyılda bir psikiyatrın elinde bütün bir terapi anlayışının çıkış noktası olacaktır: Yaşamak için bir nedeni olan, hemen her nasıla katlanabilir. Bu psikiyatr Viktor Frankl'dır. Dizinin sonraki yazısında onu ve 20. yüzyılda felsefeyi yeniden bir yaşam biçimi olarak düşünenleri ele alacağız.

Kaynaklar: Ioanna Kuçuradi, Nietzsche ve İnsan, İstanbul: Yankı Yayınları, 1967, s. 12, 48, 64-65, 88-91, 104-106, 110. · Ioanna Kuçuradi, Schopenhauer ve İnsan, İstanbul: Yankı Yayınları, s. 90, 155-156. · Friedrich Nietzsche, Şen Bilim, İkinci Basıma Önsöz (1887), §2-3; §382. · Friedrich Nietzsche, Ahlakın Soykütüğü Üzerine (1887), III. Bölüm, §15. · Friedrich Nietzsche, Schopenhauer Eğitimci Olarak (1874), §1. · Friedrich Nietzsche, Putların Alacakaranlığı (1889), “Özdeyişler ve Oklar”, §8 ve §12. · Friedrich Nietzsche, Ecce Homo (1888), “Neden Bu Kadar Bilgeyim”, §2; “Neden Bu Kadar Akıllıyım”, §10.

← Günce